Polatlı Gündem Haber

reklam

Etkisi yüzyılları aşan bir mimar: İstanbul’a ruhunu veren Sinan’ın izleri

REKLAM ALANI

(728x90px)

Esnek veya Sabit Ölçü Verebilirsiniz.
Etkisi yüzyılları aşan bir mimar: İstanbul’a ruhunu veren Sinan’ın izleri
79 views
21 Eylül 2024 - 9:18
REKLAM ALANI

(300x250px)

Esnek veya Sabit Ölçü Verebilirsiniz.

Mülayim, “Yüzyıllardır Süleymaniye’nin önünden geçiyoruz, hayranlıkla seyrediyoruz. Orada inanç ötesi insanları etkileyen bir şey var. Bugün şehre baktığınızda arızalı yapılar var, çürük dişli bir ağız gibi” diyor.
Tuğçe ÇELİK

İstanbul, pek çok medeniyete başkentlik yapmış eşsiz bir şehir. Osmanlı’nın gücünün doruğuna çıktığı 16. yüzyılda Mimar Sinan tarafından yapılan eserler İstanbul’un kimliğini oluşturmada büyük bir önem taşıyor. Sadece İstanbul da değil, Edirne’de ‘ustalık eserim’ dediği Selimiye Camii insan ruhunda ve zihninde kalıcı izler bırakmaya devam ediyor.

Bugün İstanbul silueti irili ufaklı evlerin arasından yükselen devasa, soğuk çok katlı binalardan müteşekkil. Türkiye’nin önde gelen sanat tarihçilerinden Prof. Dr. Selçuk Mülayim, “Sinan’ı harekete geçiren motifler vardı bu şehirde. Onları gözlemeye başladı. Kanuni ile birlikte yıldızı parladı” diyor. Hem Mimar Sinan’ı etkileyen eski İstanbul’u, eserlerinin ortaya çıkmasını sağlayan dinamikleri hem de Selimiye’nin 450. yılında yapının önemini Prof. Dr. Mülayim ile konuştuk.

Şimdi gözümüzü kapadık, açtığımızda 1500’lerin İstanbul’undayız. Tarihi Yarımada’ya bakıyoruz ve ne görüyoruz?

Galata Köprüsü’nden veya Perşembe pazarından Tarihi Yarımada’ya bakmanızı öneririm. Çünkü silüet oradan iyi gözükür. Tarihi Yarımada’daki yükseltiler henüz önemli yapıları göz önüne alan bir dalga halinde Eyüp sırtlarına kadar devam ediyor. Solda Topkapı Sarayı ve Sarayburnu ile yükselme başlıyor. Ayasofya bir miktar gözüküyor. Oradan Nur-u Osmaniye ve Çemberlitaş Atik Ali Paşa’ya geçiyoruz. Çemberlitaş gözükebiliyordu. Çünkü bu kadar yapılaşma yoktu, düşey bir unsur orada pek güzel gözüküyordu. Sonra Bayezid Camii ki tabii Sinan’dan önce yapılmıştı ve Sinan onu görmüştü. Daha sonra batıya doğru kaydığımızda Süleymaniye Camii ve külliyesi tepeye yayılmış olarak duruyor. Zamanında bu yapılar çok daha net öne çıkıyor ve belli oluyordu. Çünkü açık alanlardaki serviler, ağaçlıklar, park benzeri yerler; üç katı geçmeyen, kırmızı kiremit çatılı, cana yakın bir mimari bunların etrafındaydı. Kentin Haliç’e bakan, kuzey yamaçlarını rahatlıkla okuyabiliyorduk. Neredeyse benzer bir görüntü Marmara’dan baktığınızda öbür tarafta da bu silüeti takip ediyor. Mimar Sinan’ın bu silüeti kullanarak, bu dalgalanmayı fark ederek yapılar kondurması önemli bir şey. Amerikalı mimar Lloyd Wright, “İyi bir kentsel mimaride toprak ne zaman biter, yapı ne zaman başlar belli olmamalıdır. Bunu başaran iki kişi vardır, biri Sinan, biri de ben” diyor. Demek ki İstanbul’un silüetini karakterize eden şey tepeleri takip eden, toprakla bütünleşmiş yapılardır. Köprü üzerinden seyrettiğimiz zaman kendimizden geçiyoruz. Bugün buraya baktığımızda tabii bambaşka şeyler görüyoruz.

Mimarın yaratıcılığı, teknik üstünlüğü Sinan devrinde ne ifade ediyordu?

Bani, “‘Ben buradayım’ demek istiyorum” diyor. O sesi en iyi şekilde taşa dönüştüren, somutlaştıran birileri lazım. Hassa Mimarlar Ocağı diye bir kuruluş var. Burada bir yığın usta ve kalfa var. Mimara deniyor ki, “Bir yer seç. Halkıma hizmet edecek bir güzel yapıyı kendi fennin ve bilgin çerçevesinde yap.” Süleymaniye’nin yapımı sırasında Sinan, “Projeyi çizdim ama bunun güney tarafı sığmıyor, orada eski saray var” diyor. Eski sarayı kesiyorlar. Süleymaniye Külliyesi’ne bağlıyorlar. Bugün İstanbul Üniversitesi’nin bulunduğu bahçenin alt tarafı kesiktir. O dönem sonsuz gelirleri var ellerinde. Hazine dolu, vakıflardan gelen birikimler var. 7 sene içerisinde bitiriliyor, etrafında 10-15 yapı var. Büyük bir hız. Süleymaniye, planlaması bakımından Ayasofya’nın bir benzeridir. Bir tam, iki yarım kubbe ile tepenin uzunlamasına, sırtına oturtulmuştur. Çünkü bulunduğu konum da uzunlamasınadır. Bunlar hesaplanmış ve yapılmış. Mimar, özellikle klasik çağda deneme yapmaz. Büyük bir birikimi var adamların. Dışarıdan gördüğünüz blok taşlar içeride hem sağındaki, solundaki blokla bağlantılıdır hem demir kenet var hem de üstteki blokla bağlantılıdır. Dolayısıyla bu inşaatlarda taş kadar demir de kullanılmıştır. Yüzyıllardır Süleymaniye’nin önünden gelip geçiyoruz; hayranlıkla seyrediyoruz. İnanan inanmayan herkes Süleymaniye’ye hayran. Çünkü orada inanç ötesi insanları etkileyen bir şey var. Ateistler de hayran. İşte bu mimarın gücü.

İstanbul panoramasına bugün baktığımızda gördüklerimiz seyir zevkimizi ve İstanbul’la kurduğumuz ilişkiyi nasıl etkiliyor?

Aksatıyor tabii, arızalı, hastalıklı yapılar var. Yükselmiş, üstü kafe yapılmış, ön görünümü kapatan olumsuz yapılar var. Şöyle bir teklif gelirse hiç şaşmayın, “Bu Süleymaniye’yi yıkalım, şehrin dışında güzel bir yerde tekrar yaparız. Bakın beş yıldızlı neler yapıyorum” diyen biri çıkabilir. Bu aşırı ve bilinçsiz yapılaşma silüeti bozmak üzere ama yine de en korunmuş yer Sur İçi. Şehre baktığınızda denge de yok. Çürük dişli bir ağız gibi. Klasik Çağ’da Osmanlı’da mimarlar değişmez ölçü ve esaslar üzerinden gittiler. Mesela Şehzade Süleymaniye’ye; Süleymaniye Selimiye’ye benzer. Benzemezliği de var ama onu mimarlık tarihçisi bilir. Bu yapılar taşıdıkları hava itibarıyla bir geleneği devam ettiren yapılardır. Mesela Sinan bir sabah kalkıp, ‘hep yarım küre şeklinde kubbe yapıyorum, bugün farklı yapsam ne olur acaba?’ diyemez. O geleneğin adamıdır, yapmakta olduğu işi en üst düzeye çıkarır. Sinan’ın kullandığı bütün formlar, Sinan’dan önce bulunmuştu. Hiçbir şey onun buluşu değil. Onun buluşu bütün bu formlarda ölçü ve esaslar getirmiş olması. Herkes notaları kullanabilir ama bir tane Beethoven vardır. Bu istifleme, yan yana getirme, melodiyi keşfetme gibi bir şey. Bugünkü İstanbul için konuşacaksak eğer, İstanbul kitlesel iç göçün hedeflerinden biridir. Bir defa nüfus yığılması, hızlı inşaat yapımı var. Hızlı olan her şey gibi iyi sonuçlar vermiyor bu. İkincisi, evet yasalar da var. Kat irtifa meselesi, Boğaziçi’nde ön görünüm yasası var. Artık doğal sınırlarını yaşamıyor bu şehir. Sur’un dışında artık iki İstanbul daha var. Hızlı yapılaşma ve kitlesel iç göç durdurulamaz halde.

Selimiye’nin bu yıl 27 Kasım’da 450. yıldönümü. Bizim için neden önemli? Edirne için ne tür önemi var?

Selimiye, büyük, tek kubbeli bir bina projesidir. Ana kubbenin etrafında dört eşit yükseklikte minare yükselmektedir. Tam manasıyla saltanatın gücünü gösteren bir yapıdır, prestij yapısıdır. İkinci Selim buna layık mıydı? Bu tartışılabilir. Çünkü daha çok eğlence ve masa sohbetlerine düşkün bir sultan olarak bilinir. Bu yapıyı ilginç kalan hususlardan biri, o alanda bunun tek olması. İstanbul’a gidip giden yabancı elçiler, temsilciler Edirne’ye uğruyorlar ve bu yapıyı kayıtlarına geçiriyorlar. İstanbul’da Süleymaniye var ama onun rakibeleri de çok. Süleymaniye bana göre daha feminen durmaktadır. Selimiye, erkek ve asker tavırlı bir yapıdır. Süleymaniye’de bir yaratma heyecanı var. Öteki oraya bir şato gibi konmuş; minareler asker gibi duruyorlar. İddiam o ki ciddi bir yapı ve asker havası var orada.
Haber Kaynağı: Birgün Gazetesi

REKLAM ALANI

(728x90px)

Esnek veya Sabit Ölçü Verebilirsiniz.
REKLAM ALANI

(336x280px)

Anasayfa Sağ Bloka Esnek veya Sabit ölçülerde SINIRSIZ reklam alanını şablon olarak ekleyebilirsiniz. Şuan örnek olarak sadece 2 reklam kullanıldı.

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.