İsrail’in Gazze’de on binlerce sivili dünyanın gözü önünde katlettiği savaş, bir yılını geride bıraktı. Ortadoğu’yu yeniden şekillendiren savaş, tüm şiddetiyle derinleşerek yayılıyor. Akademisyen Yılmaz, İran’ın savaştan “kazançlı çıktığını” söyledi. Forta, Filistin davasının, antiemperyalist çizgisine dikkat çekti. ABD’li Dean’e göre ise Batı’da emperyalizm bilinci giderek artıyor.
İsrail’in Ortadoğu’yu kan gölüne çevirdiği savaş, bundan tam bir yıl önce başladı.
7 Ekim 2023’te, Hamas’ın liderliğinde Filistinli direniş örgütleri, Aksa Tufanı ismini verdikleri bir operasyonla İsrail içlerine kara operasyonuna başladı. 24 saat süren saldırıda önemli kayıplar veren İsrail, 8 Ekim gecesi Hamas’ın ele geçirdiği yaklaşık 250 rehineye rağmen askeri bir çıkarma kararı alarak Gazze’nin işgal edileceğini açıkladı.
İşgal kararının ardından İsrail sistematik bir biçimde Gazze’de etnik temizliğe başladı. Şu ana kadar 18 bini çocuk olmak üzere 40 binden fazla Filistinliyi katletti. Gazze’ye gıda ve tıbbi yardım girişini yasakladı. Tüm okul ve hastaneleri bombaladı, kanalizasyon sistemini imha ederek temiz suya erişimi kısıtladı. Lancet’in yayımladığı bir rapor, şu ana kadar süren saldırı, abluka ve sabotajların uzun vadede 200 bin insanın yaşamına mal olacağını açıkladı.
Hizbullah lideri Hasan Nasrallah’ı, yaşadığı sokağın tamamını tonlarca bombayla yıkarak katleden İsrail, Gazze’nin ardından Güney Lübnan’ı işgal etti.
Gazze’de yaşananlar bölgesel bir gerilimi tetikledi. İsrail, İran ve Hizbullah arasında bombalar, işgal ve suikastlarla gerilim tırmanırken, Amerikan emperyalizminin planı dâhilinde İsrail’in vekâletinde Ortadoğu yeni bir yapılanma sürecine girdi.
Başta ABD olmak üzere tüm Batı’da milyonlarca genç, katlimlara karşı aylarca sokakları tuttu, üniversiteleri işgal etti.
Geçen bir yılda bölgede ve dünyada yaşanan tüm gelişmeleri ve geleceğe dair ihtimalleri ele aldığımız yazı dizimizin ilk bölümüne uluslararası ilişkiler uzmanı Arzu Yılmaz, Amerikalı sosyalist aydın Jodi Dean ve yazar Bülent Forta ile başlıyoruz.
***
Hevler Üniversitesinden Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler uzmanı Arzu Yılmaz ile 7 Ekim’in ardından geçen bir yılda bölgedeki aktörlerin hegemonya ve stratejilerindeki değişimleri, Ortadoğu’daki yeni güç dengesini ve geleceğe dair işaretleri konuştuk.
7 Ekim’den bugüne yaşananlar ağırlıkla İsrail-Filistin-İran üçgeni etrafında tartışılıyor. Ancak bölgesel bir çatışma tetiklendi. Bir yıl öncesine doğru bugünden baktığımızda, 7 Ekim’den bu yana bölgedeki jeopolitik ilişkiler nasıl şekillendi?
Ortadoğu’da Arap Baharı ve IŞİD ile savaş dönemlerinde çok ciddi bir güç değişimi yaşandı. Bu güç değişiminden en fazla İran ve İsrail yararlandı.
Arzu YILMAZ – Uluslararası ilişkiler uzmanı
Gazze’de yaşananlar, Nasrallah’ın öldürülmesi, İsrail’in sabotajları, aslında zararlı çıkan tarafın Tahran olduğu görüşü popüler olmakla birlikte, ben aksini düşünüyorum.
Her şeyden önce İsrail, İbrahim Anlaşmaları ile birlikte gücünü artırdı. 20. yüzyılı kendisini meşru bir devlet olarak kabul ettirmekle geçiren İsrail, bu hedefine çok yaklaşmıştı. Dolayısıyla neredeyse bir yüzyıl boyunca çabaladığı hedefte geri duruma düşmüş oldu. Hatta Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde soykırım suçuyla yargılandığı bir duruma düştü. Dolayısıyla İran’ın siyasi hedefleri açısından baktığımızda 1979’dan beri yapmaya çalıştığı şeyi İsrail’in kendi altını oyarak başardığını görüyoruz.
İkincisi, İbrahim Anlaşmaları, Hindistan-İsrail-Körfez koridoru, hepsi yeni kurulmaya çalışılan Ortadoğu denkleminde İran’ı dışlayan bir blok inşasına işaret ediyordu. Rüzgâr bu açıdan da İran’a döndü.
TAHRAN NÜFUZ KAZANDI
Üçüncü olarak, İran’da İslam rejiminin kurulduğu günden bu yana hedef aldığı iki ülke İsrail ve ABD. Nihayet ABD, İran’ın nüfuz alanı olan Irak ve Suriye’den askerlerini çekmeyi taahhüt etti. Dolayısıyla İran rejiminin genel stratejisi açısından hedeflerine ulaşma yolunda önemli kazanımlar elde ettiğini söyleyebiliriz.
Bu stratejik hedeflerin yanı sıra, İsrail ekonomisi bu bir yılın sonunda alarm vermeye başladı. Üstelik neredeyse efsaneleşen İsrail askeri ve güvenlik gücünün aslında anlatıldığı gibi olmadığını, ABD olmadan kendisini savunmakta dahi zorlandığını da tüm dünya görmüş oldu. Bunların ötesinde uluslararası alanda İsrail’in bugüne kadar savunmada olduğu iddiasına dayanan meşruiyeti ortadan kalktı. Diğer yandan Filistin devleti meselesi tümüyle gündemden kalkmışken, Gazze Savaşı ile birlikte bugün artık Ortadoğu barışı için Filistin devletinin kaçınılmaz bir adım olduğu argümanı yeniden masaya geldi.
TÜRKİYE DIŞARIDA KALDI
Türkiye, Arap Baharı ve IŞİD ile mücadele sonrası Ortadoğu’nun yeniden yapılandırılma sürecinin dışında kaldı. Süreç Körfez, İsrail ve İran etrafında şekillendi. Türkiye bunu idrak ettikten sonra katil dediği Suudilerden düşman gördüğü BAE’ye, Rabia yaptığı Mısır’dan “Esed” dediği Beşar Esad’a hatta buradaki en zayıf halka olan Irak’ın bile ayağına giderek, rica-minnet ile ilişkileri düzeltme yoluna girdi. Türkiye’nin Arap ülkeleri ile ilişkilerini düzeltme çabası aynı zamanda ABD ile ilişkileri iyileştirme çabasının parçası. Ankara, yeniden Ortadoğu denklemine girebilmek için kendisine İran’ı çevreleme stratejisinde bir rol düşeceğini düşünüyordu. Ancak şimdi İsrail’in doğrudan Ortadoğu topraklarını hedef aldığı, yapılabilecek her şeyi yaptığı bir tabloda Türkiye’ye yeni bir rol düşme imkânının ortadan kalktığını düşünüyorum.
ABD’NİN YERİNE GEÇİYOR
Bölgede ABD’nin boşluğunu İran mı dolduracak?
Kürt siyasal alanı için yeni ortaya çıkan bazı faktörler var sahada. Birincisi, Kürtlerin aktörleştiği süreç 90’lar sonundadır. Kimi dönem destek kimi dönem köstek olsa da ABD’nin oyun kuruculuğunda oluşan siyasal dengeler içerisinde Kürt siyasal özneleri ortaya çıktı. Ancak ABD’nin Irak ve Suriye’den çıkışını taahhüt altına aldığını hatırlatarak, artık bu rolü dolduracak kapasitede bir gücün olmadığını ve kısa vadede de olmayacağını akıllarında bulundurarak siyaset yapacaklar.
Doğu Kürdistan zaten İran’ın elinde, Irak Kürdistanı 2017’den beri siyasal krizde. Kriz geçtiğimiz birkaç senede siyasi aktörlerin meşruiyetini zedeleyecek hale geldi. Türkiye’nin Kürt aktörler içerisinde konuşabildiği tek aktör olan KDP bile ancak İran ile anlaşabildiği için bölgesinde seçimlerini yapabilecek. Suriye’ye bakacak olursak ise İran hem askeri hem siyasi nüfuzu ile ülkede tartışmasız en etkili aktör. Şimdi ABD’nin çekilmesinin takvime bağlandığı bir dönemde Fırat’ın her iki yakasında çözümün muhatabı, arabulucusu olabilecek aktör artık İran ve Kürt aktörler de politikalarını buna göre revize etmek durumundalar.
***
FİLİSTİN MÜCADELESİ HAMAS’A İNDİRGENEMEZ
Filistin mücadelesi geçmişte sosyalist bir liderliğe ve daha güçlü bir uluslararası dayanışma ağına sahipti. Bugün Hamas liderliği, dünya sol kamuoyunda bir kafa karışıklığı yaratıyor. SOL Parti MYK Üyesi Bülent Forta, sosyalistler açısından Filistin mücadelesine bakışı değerlendirdi.
Filistin sorunu çok uzun bir süredir Ortadoğu’nun en önemli sorunlarından biridir. Sürekli bir savaş ortamı yaratmasının yanı sıra bölgede ABD emperyalizminin İsrail eliyle kurmuş olduğu hegemonyanın da en önemli ayağıdır. Bütün bunlara ek olarak uluslararası bir güç savaşının da en sıcak çatışma alanı İsrail ve Filistin arasında sürüp giden savaştır. Gerek uluslararası emperyalist merkezler gerekse de bölgesel güç odakları Filistin sorunu üzerinden bölge egemenliği için çok taraflı ve çok katmanlı bir savaş yürütüyorlar.
Bülent FORTA – SOL Parti MYK Üyesi
DİNLER SAVAŞI ALGISI
İsrail ve Arap ülkelerinde savaşın yürütücüsü olarak dinsel öğeleri ön plana çıkartan önderliklerin var olması, bu sürüp giden savaşın bir “dinler arası savaş” olarak algılanmasına yol açıyor. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Siyonizmi ile Hamas’ın İslamcı dünya görüşünün çatışmasına bakarak mevcut durumda bunun bir dinler arası savaş olarak görülmesi, Filistin konusunda alınacak tutumun da bulanıklaşmasına yol açıyor.
Hamas saldırılarıyla başlayan, İsrail’in insanlık dışı katliamlarıyla süren ve giderek siyasal suikastlarla derinleşen savaş bölge savaşına dönüşme potansiyeli taşırken bütün Batı dünyası İsrail saldırganlığı karşısında suskun durumdadır. Bunda özellikle Almanya’nın Nazi geçmişinin utancıyla davranmasının yanı sıra Batı’da İslamofobi temelinde gelişen ırkçı ve faşizan tutumlarının radikal İslam karşısında konumlanmasının da etkisi vardır.
DAVA VE LİDERLİK AYRIMI
Benzer bir durum bizim ülkemizde de geçerlidir. Yıllardır Filistin sorununda mazlum Filistin halkının yanında yer alan Türkiye’nin ilerici devrimci çevrelerinde Hamas’ın İslamcı çizgisi nedeniyle Filistin’de olup bitenlere karşı “tarafsızlık” önerileri dile getiriliyor. Bu tutumun bütünüyle yanlış olduğu vurgulanmalıdır. Filistin halkının mücadelesinin son derece haklı ve meşru olduğunu kabul etmek başkadır ona öncülük eden örgütün dünya görüşüne ve eylem çizgisine karşı olmak başkadır. Filistin davası tarihsel kökleri olan ve sadece Hamas’a indirgenemeyecek bir davadır.
Ortadoğu’da İsrail’in insanlık dışı saldırılarına karşı çıkmadan anti-emperyalist bir politika izlemek ve mazlumun bir halkın yanında olmadan da ilerici ve devrimci olmak mümkün değildir. Ülkemizde Filistin davasını destekleme konusundaki siyasal İslamcıların ikiyüzlülüğünü gösterme açısından da bir turnusol kâğıdı işlevi gören Filistin sorunu aynı zamanda bir iç politika sorunudur da. Kıblesini 6. Filo’ya çevirenlerle ona karşı mücadele edenler arasındaki tarihsel ayrım bugün de güncelliğini korumaya devam ediyor.
***
BİR YILI GERİDE BIRAKAN SAVAŞTA AĞIR BİLANÇO
GENÇLER EMPERYALİZM KONUSUNDA DAHA BİLİNÇLİ
ABD’de geçtiğimiz yıl Gazze soykırımına karşı tepki gösterdiği bir yazısı dolayısıyla üniversiteden atılan akademisyen ve Sol Kültür yazarı Jodi Dean ile bir yılın ardından ülkede soykırıma bakışı, gençlerin yaşadığı dönüşümü, Filistin’in Amerikan seçimleri açısından anlamını konuştuk.
Jodi DEAN – Akademisyen
Amerikalıların, özellikle öğrencilerin yaşanan soykırıma bu kadar güçlü reaksiyon göstermesinin sebebi sizce nedir?
Üç sebepten ötürü olduğunu düşünüyorum:
Birçok kampüste BDS’nin ciddi bir örgütlü tabanı var. Bu tabandan kastım, 7 Ekim’in bir anda gerçekleşmediğinin, 75 yıla dayanan bir işgale karşı direniş tarihinin parçası olduğunun farkında öğrenci grupları var. Ayrıca 2021 ve 2022 yılında yaşanan İsrail saldırılarına karşı eylemlerden ötürü öğrencilerin geçmiş tecrübeleri de mevcut. Sloganları biliyorlar, kefiyeleri var ve en önemlisi de Filistin kurtuluş mücadelesi ile dayanışmak için ses çıkarmaktan çekinmiyorlar.
İkincisi sosyal medya. Yıkımın, moloz yığınları arasından çıkarılan bedenlerin, korkunç şekilde yaralanmış çocukların görüntülerinin ABD’nin her yerinde gençleri radikalleştirmekte önemli bir rol oynadığını reddedemeyiz.
Üçüncüsü ise günümüz üniversitelerindeki ahlaki bilinç. Birçok farklı üniversiteden konuştuğum öğrenciler bana tüm hayatları boyunca bir konuda ahlaki bir pozisyon almaları gerektiğini, çeşitliliğe, hoşgörüye ve katılımcılığa değer vermeyi, şiddetten ise tiksinmeleri gerektiğinin öğretildiğini anlattılar. ABD hükümetinin soykırım sponsorluğunu da, üniversitelerin Filistinliler katledilirken takındığı güvenlikçi tavrı da ikiyüzlü buluyorlar. Bir şekliyle, üniversiteler şimdi uzaklaştırdıkları, tutuklattırdıkları ve okuldan attıkları, yerleşimci kolonyalizmini ve açık hava hapishanesini reddeden özneleri kendileri yarattılar.
Bu eylemlerin Amerikan gençliğinin Ortadoğu’daki emperyalist müdahalelere bakışını değiştirdiğini düşünüyor musunuz?
Evet. Birçok kampüste öğrenciler birbirlerini bölgenin tarihi hakkında bilinçlendirdi. Akademisyenler ve Filistinli eylemcilerin on yıldır süren ortaklığı sayesinde, öğrenciler ABD’nin dünyadaki askeri müdahaleleri ile içerideki politikaları arasındaki ilişkiyi analiz edebiliyor. Bugünkü işgal ve soykırımı yaratan koşulların temelinde bölgedeki 2 bin yıllık dinsel gerilimler ve ilkel çatışmalara dayandığını savunan oryantalist, Arap karşıtı ideolojik anlatısına kanmıyor, aksine İngiliz, Fransız ve Amerikan emperyalizminin siyasal ve bölgesel koşulları yarattığının farkındalar.
Birgün Gazetesi


Sen Yumruk Ol, Ben Yıldız Fatsa’da Buluşalım Fikri Sönmez: Devrimin Yolcusu, Halkın Yoldaşı
Özgür Özel’den Konya mitingi çağrısı: Bu topraklara adalet gelene kadar durmayacağız!
Baronlar savaşında son perde başladı: Skandallardan övünç çıkardılar
TARAFSIZ CUMHURBAŞKANI MANSUR YAVAŞ OLABİLİR
FETÖ’cülerden yeni kanal
İşçilerin Demokrasi Buluşması: DİSK’li işçiler Saraçhane’de
“Senin dönemin bitti Erdoğan!”